Manisa Tarzanı Kimdir   Ahmettin Carlak (Ahmet Bedevi Türkiye'nin İlk Çevrecisi)

Manisa Tarzanı Kimdir Ahmettin Carlak (Ahmet Bedevi Türkiye’nin İlk Çevrecisi)

1899 yılında Bağdat’a yaklaşık 125 km kadar kuzeyde olan Samarra şehrinde dünyaya gelmiş Kerkük kökenli bir T-ürkmendir. resmî kayıtlara göre Ahmeddin Carlak ya da kendi ifadesi ile Ahmet Bedevi . Ama o Carlak soyadını kullanmak yerine yaşam felsefesini kendine örnek aldığı Bedeviyye tarikatının kurucusu Ahmet Bedevi’nin lakabını kullandı. Artık onun adı Ahmet Bedevi idi.

Dağlarda yaşamaya başlamadan önce başarılı bir askerdi. Kurtuluş Savaşı’ndan önce Türk ordusunda er olarak askerlik görevine başladı. Ardından Kurtuluş Savaşı’na katıldı ve 4,5 yıl boyunca savaşta gösterdiği başarı ve yararlılıklardan ötürü kırmızı şeritli İstiklal Madalyası’na layık görüldü.
Ayakları çıplak, üzerinde esvap niyetine atlet ve şort, bir garip çelebi yürüyerek girer Manisa’ya. Sonraki yıllarda Azeri aksanıyla konuşan bu ilginç adamla ilgili anılarını anlatanlar, onu ilk kez 1923 yılında gördüklerini söyleyeceklerdir. Yıl 1923’tü. Ahmet Bedevi şehre geldiğinde ise karşılaştığı manzara karşısında çok üzüldü
Cumhuriyet ilan edildikten birkaç yıl sonra Manisa’ya yerleşti ve Spil Dağı’nda Topkale adıyla anılan dağlık yörede kendine bir kulübe yaparak yaşamını orada sürdürmeye başladı. Kentin ağaçlandırılması için olağanüstü çaba harcadı. Çalışmaları, kişiliği ve yaşam tarzıyla çevrecilerin sembolü oldu, Manisa’nın simgesi haline geldi. 1924’ten sonra saçını ve sakalını kesmez , üzerinde yaz kış farketmeden sadece bir şort ile yaşamını sürdürür .

İşgal orduları geri çekilirken pek çok şey gibi Manisa’yı da yakar, yıkarlar. Kenti özgürlüğüne kavuşturan Türk ordusunda bulunan Kerkük Türklerinden “Ahmet Bedevi” adlı asker öylesine tutkundur ki doğaya; savaş bitiminde Manisa’da kalır
Kurtuluş savaşı sonlarında işgalci düşmanın orduları yurdumuzu terk edişleri sırasında Batı Anadolu’ daki her yeri ateşe verirler. Alevler öyle kuvvetlidir ki Manisa’ nın yemyeşil manzarası katran karasına dönüşür.
Tutkulu bir doğa sevdalısı olarak bu durumu üzüntüyle gören Bedevi, savaş sonrasında Manisa’nın manzarasını tekrar yeşile dönüştürmek üzere burada kalmaya karar verir.. Ağaç dikmeyi, yeşili korumayı uğraş edinir kendisine. Manisa onun diktiği ağaçlar sayesinde yağmura ve gölgeliğe kavuşur.

Bir süre sonra saçını ve sakalını uzatmaya karar verir ve görünümünden ötürü halk ona “hacı” demeye başlar. Başkalarının 25-30 dakikada çıkabildiği Spil Dağın’daki Topkale Tepesine o, lastik pabuçlarıyla birkaç dakikada çıkar, kendi saatine göre saat 12:00 olunca muhtemelen askeriye’den kalma eski bir top arabasından 1 el top atışı yaparak saatin 12:00 olduğunu halka da bildirir. Bu yüzden halktan bazıları ona “topçu hacı” da der.

Yoksul ve yalnız bir yaşam geçirir. 1 Haziran 1933’te 30 lira aylıkla bahçıvan yardımcısı olarak Manisa Belediyesi’nin kadrosuna alınır.
Kendisi de yoksul olduğu halde Belediye’den aldığı aylığı fakirlere yiyecek ve giyecek almak için harcayacak kadar yardımseverdir.
Hayatını Manisayı tüm Türkiyeye örnek olacak şekilde ağaçlandırmaya adamış ve yaşadığı süre boyunca binlerce ağaç dikmiştir. Ahmeddin Carlak’a halk 1934 yapımı Tarzan filmi Manisa sinemalarında gösterime girdikten sonra yaşamını bu filmle özdeşleştirerek Manisa Tarzanı şeklinde anılmaya başlar.

Yaz, kış şortla ve lastik pabuçlarla dolaşır, Sadece üzerine eski gazete sererek kullandığı ahşap bir sedirinin bulunduğu Spil Dağı’ndaki küçük kulübesinde yorgansız, yataksız ve yastıksız uyur.
Tek malvarlığı bunlardır. Yaşamında fazla masrafı olmadığından paraya ihtiyaç duymaz, kazancını fakirler için harcar.
Manisa Dağcılık Kulübü Kurucularından Haydar AKSAKAL anlatıyor:
“Tarzan’la birlikte Konya’ya gitmiştik. Orada Mevlana Müzesi’ni gezmeye karar verdik. Tarzan, kenti her zamanki gibi şortuyla geziyordu ve müzeye geldiğimizde kapıdaki görevli, onu bu kılığıyla içeri alamayacağını söyledi. İçeri girmek için direnmemiz işe yaramadı. Ancak daha sonra Tarzan, görevliye kapıdaki tabelayı gösterdi. Tabelada Mevlana’nın o meşhur sözü, “Ne olursan ol gel” yazıyordu. Bunun üzerine görevli çok mahcup oldu; özür dileyerek bizi içeri kendisi davet etti.
Tarzan her zamanki gibi Konyada da kılığıyla çok dikkat çekmişti. İnsanlar onu görmek ve ona dokunmak için birbirini eziyor, zaman zaman trafiğin bile aksamasına neden oluyorlardı. Bu nedenle dönemin Konya Valisi şehirde gezmemizi yasaklamıştı ve şehirden ayrılana kadar stadyumda kalmamızı istemişti. Niğde’de de insanların izdihamı yüzünden ezilme tehlikesi atlatıp polise sığındık. Buna rağmen Tarzan insanların arasına çok karışmayan, içe kapanık bir yapıdaydı.”

Siyah bir şortun dışında üstüne pek bir şey giymediğinden, madalyasını takacağı ne bir ceketi ne de bir gömleği vardır zaten. Her resmi kutlamada göğsüne bağladığı bir palmiye yaprağının üzerine bu madalyayı takar ve tören alanına büyük bir gurur içinde katılırdı.

Ahmettin Carlak Türkiye’nin ilk çevrecisiydi,

1 views

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir