YECÜC VE MECÜC NEDİR (Yecüc Mecüc Seddi Bulundu Mu)

YECÜC VE MECÜC NEDİR (Yecüc Mecüc Seddi Bulundu Mu)

YECÜC VE MECÜC NEDİR

Yecüc Mecüc Seddi Bulundu Mu

Yecüc ve mecüc bozguncu iki kavim olup yeryüzünde huzur bozan bir topluluktu . Hz Zülkarneyn Allah’ın emriyle bu bozguncu kavimi iki dağın arasında hapsetmiştir .
Yecüc Mecüc öylesine kalabalık bir topluluktur ki ırmakların ve göllerin suyunu içerek tüketebilirler. Kitab-ı Mukaddes’in Yaratılış, Hezekiel, vahiy kitaplarında ve Kur’an’da dahil tüm kutsal kitaplarda söz edilmektedir.
İslam’daki Yecüc ve Mecüc, Hindu geleneğinde “Koka ve Vikoka” olarak geçer ve “Kalki-Avatara” adında bir Mesih tarafından yok edilir.
Gog-Magog ifadesi Tevrat’ta ve İncil’de geçmektedir
Ural/Altay ve Macar mitolojilerinde ise Hunor ve Magor olarak geçer
İslam Peygamberinin bazı hadislerinde Yecüc ve Mecüc, kıyamet alametlerinden birisi olarak geçer.
Bu kavmin çıkışı Mehdi ‘nin çıkışından ve İsa Mesih’in sahte mesih Deccal’i öldürmesinden sonra gerçekleşecektir. Yecüc ve Mecüc, Allah’ın kendilerine musallat edeceği bir tür ile helak edileceklerdir. Hepsi birden tek bir insanın ölümü gibi ölecekler, öldüklerinde leşlerinin kaplamadığı bir karış yer bulunamayacak. Şeklinde yeryüzünde ikinci bozgunlarının nasıl son bulacağı aktarılıyor

Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim Kehf suresinde Hz Zülkarneyn’in yecüc mecüc ile arasında geçenler şu şekilde anlatılıyor.
83- Sana Zu’l-Karneyn hakkında sorarlar. De ki: “Size, ondan ‘öğüt ve hatırlatma olarak’ vereceğim. 84- Gerçekten, Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona herşeyden bir yol verdik. 85- O da, bir yol tuttu. 86- Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: “Ey Zu’l-Karneyn, ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği edinirsin.” 87- Dedi ki: “Kim zulmederse biz onu azaplandıracağız, sonra Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azapla azaplandırır.” 88- Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz.” 89- Sonra bir yol tuttu. 90- Sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu, kendileri için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu. 91- İşte böyle, onun yanında “özü kapsayan bilgi olduğunu” Biz büsbütün kuşatmıştık. 92- Sonra bir yol tuttu. 93- İki seddin arasına kadar ulaştı, onların önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu. 94- Dediler ki: “Ey Zu’l-Karneyn, gerçekten Ye’cuc ve Me’cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?” 95- Dedi ki: “Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı, daha hayırlıdır. Madem öyle, bana güçle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım.” 96- “Bana demir kütleleri getirin”, iki dağın arası eşit düzeye gelince, “Körükleyin” dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar, dedi ki: “Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim.” 97- Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler. 98- Dedi ki: “Bu benim Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin va’di geldiği zaman, O, bunu dümdüz eder; Rabbimin va’di haktır.”

“En sonunda iki dağın arasına varınca,” Bu kelime; “sedd” veya “südd” olarak iki surette de okunmuştur. “Sedd”, iki şey arasındaki gediği sağlamca kapatmak demektir. İki şey arasındaki perdeye sedd denildiği gibi dağa da sedd denilebilir. Nitekim müfessirler burada iki dağa iki sed denildiğinde ittifak etmişlerdir. “İki sedden” maksadın iki dağ olduğu hatta bu dağların, Kur’ân’ın nazil olduğu dönem muhataplarına malum olduğu da söylenmiştir. Bu dağlara sed denilmesi, seddin de yeryüzünde bir derinliği kapatmış olması sebebiyle veya sed ve dağ birbirine anlam bakımından yakın olduklarından dolayı birbirlerinin yerine kullanıldığı ifade edilmiştir

Bu iki dağın hangi dağlar olduğu ve dolayısıyla yapılan seddin hangisi olduğu noktasında farklı görüşler mevcuttur.Bazıları Ermenistan ile Azarbeycan arasında yer alan iki dağın arasındaki vadi olduğunu iddia ederken bazıları da, Kuzey doğu mıntıkası[veya Kuzeyin en uzak noktası ya da Türk sınırının başladığı yer[gibi çeşitli alternatifler üretmişlerdir. Bu görüşleri yapılan seddi de kapsayacak şekilde daha ayrıntılı olarak incelemeye çalışalım:
ez-Zemahşerî, bu iki dağın kuzeydoğuda Türk topraklarının kesildiği yerde olduğu söylemiştir. Nesefi de mezkur iki dağın Zülkarneyn’in aralarını kapattığı dağlar olduğu, söz konusu bu yerin ise, Doğu taraflarında Türklerin topraklarının bittiği yer” olduğunu teyit etmiştir. Ebu’s-Suûd’un görüşü de bu yöndedir. Türk toprakları ile “Maveraünnehr” kast edilmiş ise, Zülkarneyn’in yaptığı sed ile, Çin seddine işaret edilmiş demektir. Burası, Himalayalar’da bir bölge olabilir. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi de aynı bölgelere işaret etmiş ve Zülkarneyn’in “… Hind ve Çin’deki halka zulümlerini durdurmak için o Himalaya silsilelerine yakın, iki dağ ortasında uzun bir sed yaptığı ve barbar kavimlerin hücumlarının bir çoğuna[ çok zaman mani olduğunu…” hatırlatmaktadır.

1 views

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir