Yunus Aleyhisselâm ve Helâktan Dönen Kavmi (HELAK EDİLMEKTEN KURTULAN TEK KAVİM)

Yunus Aleyhisselâm ve Helâktan Dönen Kavmi (HELAK EDİLMEKTEN KURTULAN TEK KAVİM)

Musul bölgesinde eski adıyla Ninova şehrinde bir kavim yaşamaktaydı ve yüzbinden fazla bir nüfusa sahipti. Halkın ahlakı ve itikadı iyice bozulmuş, istikametten uzaklaşmışlar, kendi yaptıkları putlara heykelere tapmaya başlamışlardı.

Allah-u Teâlâ otuz yaşlarında bulunan Yunus Aleyhisselâm’ı Ninovalılar’ı ıslah etmesi, onları Hakk’a dâvet etmesi için peygamber olarak vazifelendirdi.

Yunus Aleyhisselâm onları inançlarını düzeltmeye, bir olan Allah’a inanmaya ve O’na kullak yapmaya, günahlarından isyanlarından tevbe etmeye, kendi elleriyle yonttukları putlara tapmaktan vazgeçmeye davet etti. Otuzüç sene gibi bir zaman aralarında kalmasına ve hiç ara vermeden tebliğini sürdürmesine rağmen iman etmediler. Bir velinimet olan peygamberlerini yalanlamak cüret ve cehaletini gösterdiler.

Aşırı zenginlik ve müreffeh hayat onları Hakk’tan uzaklaştırmış, şeytanın maskarası, nefislerinin esiri olmuşlardı. Her geçen gün düzelecekleri yerde şirk ve küfürlerinde direniyorlar, isyan ve tuğyanlarını, zulüm ve ahlaksızlıklarını artırıyorlardı.

Halkın çoğunluğu Allah-u Teâlâ’nın Âyet-i kerime’lerinde buyurduğu gibi idi:

“Biz hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek, oranın varlıklı ve şımarık kişileri mutlaka ‘Biz size gönderilmiş olan şeyleri inkâr ediyoruz.’ demişlerdir.” (Sebe: 34)

Yunus Aleyhisselâm’ın halkın kafirce tutum ve davranışlarından ruhu daralır, bazı zamanlar dağlara çıkar, oralarda kendisini ibadete verirdi.

Yıllar süren irşad faaliyetleri sonucu sadece iki kişiden başka iman eden olmamıştı. Birisi ilim ve hikmet sahibi bir zat, diğeri ise âbid ve zâhid bir mümin idi. Bütün uyarılara rağmen diğerlerinin tıkanmış kulaklarına söz gitmedi. Kılıflı kalpler kımıldamadı, paslanmış vicdanlar doğruyu yanlışı birbirinden ayıramadı. Nefislerinin safâsını ruhlarının safâsı zannediyorlar, putlarından asla vazgeçmiyorlardı. Bu sebepledir ki azaba müstehak olmuşlardı.

İsyan ve tuğyanlarında ısrar eden kavminin bu katı taassuplarına çok üzülen Yunus Aleyhisselâm; imansızlıkları sebebiyle geçmiş kavimlerin başlarına gelen azap gibi, onların da başlarına bir azap gelebileceğini hatırlatarak son bir defa daha uyardı. Aradan biraz zaman geçtikten sonra da kendisine verilen ilâhî bilgiye dayanarak yakında üzerlerine büyük bir musibetin geleceğini haber verdi.

Halk onun bu haberini ciddiye almadı, durumlarında hiç bir değişiklik olmuyordu.

Yıllarca kavmini dine davet ettiği halde inanmayışları, Hakk’ı ve Hakikatı kabul etmemekte direnişleri Yunus Aleyhisselâm’ın zoruna gitti, muhalefet etmelerinden pek müteessir oldu. Sapıklıklarına daha fazla dayanamayarak, azap vakti gelmezden önce ve müsaade-i ilâhî telakki etmeden Ninova’yı terketti.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Resulüm! Zünnun’u da an!

Hani o bir vakit öfkeli bir halde geçip gitmişti.” (Enbiyâ: 87)

Risalet vazifesini hakkıyla yerine getirdiğini, Allah-u Teâlâ’nın emir buyurduğu mühim işleri ifâ ettiğini, müsaade-i ilâhi olmaksızın kavmini terkettiği için bir ukubete uğramayacağını sandı.

Düşündü ki yeryüzü geniştir, pek çok kasabalar ve insanlar vardır. Mademki bunlar inanmamaktadır, Allah-u Teâlâ da kendisini başka bir kavmin irşadı için vazifelendirir, sıkıntısı da geçer.

Allah-u Teâlâ bu hususta Âyet-i kerime’sinde:

“Kendini hiç sıkıştırmayacağımızı sanmıştı.” buyuruyor. (Enbiyâ: 87)

Şüphesiz ki bu davranış bir peygamberin bulunduğu makama göre olmaması gereken bir davranıştı. Hiç bir peygamber Allah-u Teâlâ’nın emri ve izni olmadan bulunduğu yeri terketmemişti.

Allah-u Teâlâ bu yüzden onu çetin bir imtihana tabi tuttu.

Gerçi burada emre itaatsızlık mevzubahis değildir. Çünkü Allah-u Teâlâ ona “Şehirden çıkma!” diye bir emir vermiş değildi. Veya “Şöyle yap!” buyurduğu halde o yapmamış da değildi. Sadece şehirden izinsiz ayrılmıştı.

Bir gece vakti Ninova’yı terkeden Yunus Aleyhisselâm yoluna devam etti, nihayet bir deniz kıyısına geldi. Orada sefere hazır bir gemi gördü ve gemiye bindi.

Âyet-i kerime’de:

“Hani o bir vakit dolu bir gemiye binip kaçmıştı.” buyuruluyor. (Saffat: 140)

Yunus Aleyhisselâm’ın izn-i ilâhi olmadan şehri terketmesi Âyet-i kerime’de “Efendisinden kaçan, halka görünmeden izini kaybettirmek isteyen köle” hakkında kullanılan “Ebeka” kelimesi ile ifade edilmiştir. Hicret emri gelmediği halde bulunduğu şehri terketmesi, bir bakıma efendisinden kaçıp gizlenen kölenin durumu ile benzerlik göstermektedir.

Gemi denize açılır açılmaz Allah-u Teâlâ şiddetli bir kasırga gönderdi. Kasırga sebebiyle deniz dalgalanmaya, gemi de sağa sola yalpa yapmaya, dalgalar arasında bocalamaya başladı. Gemi sahipleri ve yolcular, geminin batma tehlikesi karşısında endişeye kapılıp korktular. Gemideki yükün hafifletilmesi gerektiğini düşünerek lüzumsuz eşyayı denize attılar, fakat hiç bir faydası olmadı. Muhtemelen batma tehlikesi her an artıyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir